Karadağlı Gezgin Edin Krnić Türkiye'yi Ziyaret Etti - Karadağ Hayat -Karadağ Hayat –

SON DAKİKA

Kotor’da PCR Testleri İçin Laboratuvar Açıldı

GÖZDEN KAÇIRMA, GÜNDEM, HABERLER

Montenegro’da İşsizlik Yükselmeye Devam Ediyor

EKONOMİ, GÖZDEN KAÇIRMA, HABERLER

Karadağlı Gezgin Edin Krnić Türkiye’yi Ziyaret Etti

Bu haber 16 Aralık 2020 - 18:53 'de eklendi ve 86 views kez görüntülendi.

Bosnalı internet portalı klix.ba, “Gezgin Edin Krnić bizi Türkiye’ye “götürdü”: İshak Paşa Sarayı’nın güzelliği beni nefessiz bıraktı.” başlığıyla bir yazı paylaştı.

Karadağlı bir seyahat yazarı olan Edin Krnić, olabildiğince çok ülkeyi, halklarını ve geleneklerini tanımak için koronavirüs salgınına rağmen seyahat etmeyi bırakmayan birkaç kişiden biri. Bize Türkiye hakkında izlenimlerini anlatırken Irak’taydı ve Meksika’ya bir gezi planlıyordu.

Krnic’in ziyaret ettiği 128. ülke Irak oldu. Ama bize bu destinasyonu başka bir zaman anlatacak. Bu sefer güzel Türk şehirlerine, Iğdır ve Doğubeyazıt’a odaklanıyoruz. Hayal gücü her şeyi yapabilir, diyorlar, hadi Edin ile son yolculuğuna çıkalım…

Krnic; “Iğdır’a Ankara’dan uçakla geldim. Bu şehre ulaşımın en basit ve en hızlı yoluydu. Uçuş 100 dakika sürdü ve tüm yolcular için havalimanından Iğdır şehir merkezi ve Doğubeyazıt’a ulaşım imkanı vardı. Bu havalimanına gün boyunca uçaklar ve sadece Ankara ve İstanbul’dan geliyor, bu yüzden burada taksi şoförlerinin yapacak bir şeyleri yok.” diyor.

Iğdır aynı isimli havalimanına 22 kilometre, Doğubeyazıt’a 85 kilometre uzaklıkta.

Gezgin; “Otobüsle Iğdır’a indim, ama Doğubeyazıt’a gitmiş olsaydım daha iyi bir karar olurdu. O zamanlar bunu bilmiyordum. Iğdır’ın merkezine geldiğimde ‘Nereden geldim’ diye düşündüm ama uzun sürmedi. Bu şehri ve sakinlerini barındırmak için şehrin tam merkezinde Merkez Camii’ne 200 metre mesafede bulunan Dedemin Otel’de kaldım.” diyor.

Türkiye’nin bu bölümünde, her şey çok uygun, yani bu üç yıldızlı otel sadece 13 avroya mal oluyor ve bu fiyata yemek seçimine mükemmelden daha fazla olan geleneksel bir Türk kahvaltısı da dahil.

“Şehrin kendisinde görülecek veya gezilecek bir şey yok ama yerel halkın hazırladığı çok lezzetli yemekleri yiyebilirsiniz. Burada etnik olarak üç halk yaşıyor ve burada Türklerin yanı sıra çok sayıda Azeri ve Kürt yaşıyor. Bunu her adımda duyubiliyoruz. Her üç dil de, Azerbaycan dili Türkçeye çok benzese de Kürtler kendi dillerini konuşuyorlar ki bu da Farsça’ya çok yakın.” diye açıklıyor seyahat yazarı.

Pek çok sokakta oturup çok lezzetli ev yapımı yemekler yiyebileceğiniz, iyi ve ucuz bir yemekten sonra çay veya kahve içebileceğiniz eski ahşap masa ve sandalyeler var.

“Bu barlarda bir çay sadece yarım lira veya 5 sent, Türk kahvesi fiyatı ise iki ile üç lira arasında değişiyor. Yemekler de ucuz, yani 10-15 liraya salata ile mükemmel bir et yemeği yiyebilirsiniz.” diye bize anlatıyor.

Bu bölge için tipik olan en popüler yemek bir güveçte hazırlanan farklı etlerin bir arada olduğu bir yemek.

“Bu yemek kocaman bir güveçte hazırlanıyor ve bu yemeğin malzemeleri et, ciğer, yürek, böbrek, donyağı ve kırmızı biber. Bunların hepsi bol tuz, karabiber ve biraz acı biberle tatlandırılmıştır. Sonrasında ise sütlaç, çeşitli baklava veya kadayıf türleri tüketiliyor.” diyor Krnić.

Krnic, Iğdır için bir günün fazlasıyla yeterli olduğunu kabul ediyor, bu yüzden ertesi gün Doğubeyazıt’a yolculuğuna devam etmeye karar veriyor.

“Doğubeyazıt’a ulaşmanın en kolay yolu dolmuş. Dolmuş, Türkiye’de minibüsler için popüler bir isim. Iğdır’dan Doğubeyazıt’a ulaşım ücreti sadece 15 lira ve 40 dakikada ulaşılabiliyor. Dolmuş şehir merkezinde durduğu için bulması çok kolay. Otel ve İshak Paşa Sarayı’na ulaştım ”diye anlatıyor bu dünya gezgini.

Doğubeyazıt, Türkiye’nin en yüksek dağının eteğinde yer alan bir şehirdir.

Krnić; “Ağrı dağı veya ülkemizde daha çok Ağrı olarak bilinir. Dünyanın dört bir yanından birçok turist ve dağcı bu şehre akın eder. İlk olanlar Ağrı’nın tepesini fethedip ardından İshak Paşa Sarayını ziyaret etmek isterken, ikinci kategori ise bu ünlü ve güzel kale nedeniyle gelir”. diyor.

Gezgin, bu şehrin üzerinde gururla yükselen güzel Ağrı’ya tırmanmak niyetinde olmadığını söylese de aynı adı taşıyan bir otelde en az bir gece kalma ayrıcalığına sahip oldu.

Krnic; “Üçten fazla yıldız sunan ‘Ararat’ oteline yerleştikten sonra taksiye bindim ve İshak Paşa Sarayına gittim. Saray şehir merkezine yedi kilometre uzaklıkta ve şehir içi minibüs veya taksiyle gitmek mümkün. “Türkiye’de bir taksi uygun fiyattan daha fazla ve 30 liraya her taksi şoförü sizi kalenin bulunduğu tepeye bırakacaktır.” diyor.

Şehri terk ettikten sonra uzaktan kırmızı, bej ve koyu kahverengi taşlardan yapılmış güzel bir kale görülebilir ve bu mimari şaheser herkesi nefessiz bırakacaktır.

Ünlü Karadağlı seyahat yazarı; “Taksiden indiğimde, o sırada içeri girmek veya dışarıda kalmak için daha büyük bir arzum olup olmadığını bilmiyorum. Ancak, önce dışarıdan dolaşmaya sonra içeri girmeye karar verdim. Drone cihazımı bıraktım ve keyif almaya başladım. Bu mimari şaheserin inanılmaz kuşbakışı görüntüsü ile kendimden geçtim.” şeklinde sözlerine devam ediyor.

Gezgin; “İshak Paşa Sarayı’nı dört bir yandan gezdikten sonra bu kalenin içini görebilmek için ana kapıya yöneldim.” şeklinde düşüncelerini paylaşıyor.

Yazar; “2000 yılından beri UNESCO koruması altında olan böyle bir şaheser için fazlasıyla uygun olan girişte sembolik 10 liralık bir bilet ödeniyor. Sarayın inşaatına 1685 yılında başlandı ve ancak 100 yıl sonra tamamlandı. Sarayın inşaatı ve finansmanı o zamanki Bejazit vilayetinin valisi Abdi Paşa Çolak tarafından başlatıldı. Abdi Paşa’nın ölümünden sonra sarayın finansmanı daha sonra adını aldığı İshak Paşa tarafından üstlenildi. ” diye bilgiler veriyor.

Bu görkemli yapının tamamlanmasından 55 yıl sonra, Temmuz 1840’ta şiddetli bir deprem Ağrı Dağı’nın eteğini vurdu ve tabii ki İshak Paşa Sarayı o kadar harap oldu ki, hasarlı kısımları restore etmek için 20 yıllığına terk edilmesi gerekiyordu.

“Restorasyondan sonra, kale yeniden kullanıma açıldı. Ancak, 1877’de Türkler ve Ruslar arasındaki savaşta yeniden hasar gördü. Rus-Türk savaşından sonra saray askeri bir sur/kale olarak kullanıldı. Fakat, I. Dünya Savaşı’ndan sonra Doğubeyazıtlıların eline geçti. Şehrin sakinleri evlerinin inşasında zaten bitmiş ve oyulmuş taş blokları ve sütunları kullanmak için bu muhteşem binayı yıkmaya başladılar.” diyor Krnić.

Saray, 2004 yılına kadar şehirden sadece 5 kilometre uzaklıkta sahip oldukları hazinenin farkında bile olmayan Doğubeyazıtlıların insafına kalmıştı.

“2004 yılında, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bu tesisin restorasyonu için fon ayırdı, böylece yedi yıl sonra tesis olabildiğince eski haline yakın olarak yeniden bir ışıltıya kavuştu.

Başka bir restorasyon 2011 yılında başladı ve ardından saraya ahşap ve camdan bir çatı yerleştirildi, bu oldukça iyi bir şekilde oturdu.

Krnic; “Turistlerin yanı sıra, İshak Pasha Sarayı yeni evli çiftler için gerçek bir cazibe merkezi, bu nedenle burada her güzel ve güneşli günde çok sayıda yeni evli çiftin bunu hayatlarının resmi başlangıcı yaptığını görmek mümkün” diyor.

Bu güzel sarayın yanı sıra, bir kilometre kare içinde eski Doğubeyazıt’ın kalıntıları, eski Beyazıd cami ve efsanenin eklendiği Doğubeyazıt kalesi üstünde Nuh’un Gemisi kalıntılarıdır.

Krnic, “Bu yerden ayrıldığımda, kendime bu yere geri dönmem gerektiğini söyledim.” diye itiraf ediyor.

24 saatten az bir süre geçti ve bir kez daha İshak Paşa Sarayının muhteşem mimarisinin tadını çıkarmak için bu yere döndü.

Gezgin; “Gün batımına kadar orada kaldım ve burada sunulan lezzetli baklava ile Türk kahvesi içmenin tadını çıkardım. Doğubeyazıt’a ulaşmak çok kolay, çünkü sizi şehre bırakmaktan mutluluk duyacak çok sayıda yerli, arabasıyla buraya geliyor ve onlarla gidebilirsiniz. İshak Pasha Sarayı’na her yarım saatte bir giden dolmuşlarla da seyahat edebilirsiniz.” diyor.

Bu şehirde geçirilen harika zamanı tamamlamak için en iyisi, otuz liraya lezzetli bir yemek yiyebileceğiniz, ayran veya biraz meyve suyu içebileceğiniz yerel bir restoranda durmanız ve sonunda her zaman yemek sonrası olan Türk çayını içmeyi unutmayın. Çay ikramı ücretsiz olarak yapılıyor.

Krnic; “İshak Paşa Sarayı dışında Türkiye’nin en yüksek zirvesini, Ağrı’yı ​​veya Türklerin dediği gibi Ağrı Dağı’nı fethetmek isteyenler için Doğubeyazıt başlangıç ​​noktası. Donanımlı olmadığım ve Ağrı Dağı’na tırmanmak niyetinde olmadığım için ertesi gün kahvaltıdan hemen sonra yolculuğuma devam ettim.” diyor.

Türkiye’de, yeni ve ilginç bir destinasyonda zaten oldukça güvende olan Krnić; “Van şehrine doğru, buranın adını taşıyan Van Gölü’ne doğru yolculuğuna devam ettim.” diyerek yazısına son veriyor.

Kaynak: klix

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

tempobet giris