Balkanlarda Sırbistan Sancak Boşnakları için Türkiye, Elini Çabuk Tutmalı - Karadağ Hayat -Karadağ Hayat –

SON DAKİKA

Podgorica’da Kira Artışları Baş Döndürüyor

EKONOMİ, GÖZDEN KAÇIRMA, HABERLER

Abazoviç: Karadağ Bir Uzay Programı Başlatıyor

GÖZDEN KAÇIRMA, GÜNDEM, HABERLER

Balkanlarda Sırbistan Sancak Boşnakları için Türkiye, Elini Çabuk Tutmalı

Bu haber 22 Ocak 2023 - 11:19 'de eklendi ve 78 views kez görüntülendi.

dikgazete’den Osman Atalay bu haftaki köşe yazısında Sancak Bölgesi’nde yaşanan sorunlara değindi.

Sırbistan ile Karadağ arasında bölünen ve idari statüsü bulunmayan Sancak bölgesi, Balkanlarda Müslümanların yoğun olarak yaşadığı 20. yüzyılın başından beri katliam ve baskılara maruz kaldığı bölgelerden biri olarak dikkat çekmiştir.

Stratejik bir konuma sahip olan Sancak Müslümanları, Balkanların en dindar topluluklarından biri olarak biliniyor.

1990’lı yıllar, Yugoslavya’nın dağılma sürecinde Bosna ve Kosova savaşları Sırbistan’ı iç ve dış politikada zor durumda bıraktı.

1999’da Sırbistan’da artan ekonomik krizin daha da ağırlaşmasıyla, 2000’de ekonomik nedenlerle Sırplar ayaklanarak Miloseviç iktidarını devirdiler.

Sırbistan’da 2000’de kurulan yeni rejim Sancak’ın bir nebze nefes almasını sağladı.

Kosova’nın 1999’da Bağımsızlığını ilan etmesi, fiilen Sırbistan’dan kopmasıyla Yugoslavya’dan geriye Sırbistan ve Karadağ kalmıştı.

Sırplar ve Karadağlılar etnik yakınlık ve Ortodoks olmaları sebebiyle tarihi müttefik olmalarına karşın Karadağ’da 2000’li yıllarda bağımsızlık yanlısı talepler yükseldi.

Avrupa’nın baskısıyla Sırbistan 21 Mayıs 2006’da Karadağ’da bağımsızlık referandumu düzenlemeyi kabul etmek zorunda kaldı.

Sırbistan, Karadağ’ın bağımsızlığı için referandumda yüzde 55’in üzerinde evet oyu çıkması şartını koymuştu ve yüzde 55.5 evet oyu çıkmasıyla Karadağ, Sırbistan’dan ayrılmıştı.

Sancak’ın, Boşnak toplumunun hem Bosna Hersek, hem Arnavutluk hem de Kosova Müslümanları için önemli stratejik bir değeri vardır.

İstanbul’dan Bosna-Hersek’e Avrupa sınırlarına Müslüman nüfuslu hat üzerindeki Sancak, jeopolitik bakımdan hayati konuma sahiptir.

Fakat Sancak’ın 1912’den bu yana hapsolduğu siyasi statü, Sancaklıları bugün Sırbistan Karadağ ve AB idarecilerinin insafına terk etmiş durumdadır.

2000’den bu yana Sancak’ta Belgrad’ın baskıları kademeli olarak azalsa da halen Sancaklı Müslümanlar talep ettikleri insani haklara tam olarak erişebilmiş değildir.

Uzun zamandan beri Sancak Müslümanlarının kendi içinde yaşadıkları siyasal sorunlar her geçen gün büyüyerek ciddi parçalanmalara, küskünlüklere sebep olmuştur.

Sancak siyaset kurumlarının yaşadığı iç çatışma ve bölünmelerin Bosna Hersek, Türkiye sivil toplumu ve siyaset çevresinde taraftar bulması sorunun daha çok derinleşmesine sebep oldu.

Balkanlarda AB ve NATO’nun yeni değişim süreci, bölgesel Müslüman toplumlar için yeni fırsatların kapısını aralamaktadır.

Türkiye’nin Balkanlar politikasında, Sancak Boşnak toplumunun dinamiklerini yeniden revize etmesi, siyasetin ve sivil toplumun ön yargılardan uzak, akılcı sağduyulu yeni politik bir süreci başlatması gerekmektedir.

Sancak bu günlere nasıl geldi?

Eski (nam-ı diğer TİTO’nun) Yugoslavya, 90’lı yıllarda kan revan içinde dağıldı. Eski Yugoslavya’yı elinde tutan Sırp entelektüel hegemonyası, Büyük Sırbistan hayallerinin peşinden gidip Balkanların bu güzel ve (ordusu) en güçlü olan ülkesini parçaladı.

Sadece toprağı parçalamakla kalmadı, üstündeki yaşayan milletleri de darmadağın ederek süpürmeyi denedi. Bu girişim sırasında insanlığın bugüne değin görmediği katliamlara imza attı.

Ancak (özellikle) İslam toplumunu ve bu coğrafyada Boşnakları yok edeceklerini hesap ederken tam tersine bir hareketi başlatıp Aliya İzzetbegoviç’in liderliğindeki Boşnakların uyanmasına, siyasi ve dini açıdan şuurlanmasına sebep oldular.

Avrupa’nın (ve Dünyanın) en güçlü istihbarat servislerinden olan Yugoslavya Güvenlik Servisi, “kendi ülkesinin cellatı” sıfatıyla, tüm gücünü ve sistemini yeni kurulan Sırbistan devlet sisteminin içinde sürdürüp, eski hayallerinin peşinden koşmaya devam etti.

Yugoslavya ve daha sonra Sırbistan küçüldükçe, bu servisin etki ve çalışma alanı daralmakla birlikte (elbette eski Yugoslavya topraklarında varlığı yok edilmedi) yeni bağımsız devletlerin üzerinde halen etkisi sürüyor.

Bunların başında Bosna, Karadağ ve Kuzey Makedonya gelmektedir. Kosova da elden gidince Sancak ve Voyvodina bu devlet örgütünün doğrudan etkileyebileceği poligonu olarak kaldı.

Hırvatistan’dan göç ettirilen Sırpların zorunlu bir şekilde Voyvodina’ya nakledilmesiyle, Doğu Avrupa’nın en verimli toprağı olan Voyvodina’nın nüfus yapısı Sırpların lehine değiştirildi ve bu bölge uyutulup Sırbistan’ın hegemonyasına tamamen bırakıldı.

Dolayısıyla, ellerinde oyunlarını ve ‘egserzilerini’ doğrudan yapabilecekleri bir tek Sancak kaldı. Buna Sancaklıların Bosna savaşı sırasında Bosna’ya yardım ettiklerinin çıkardığı intikam duygusu katılırsa durumun ne kadar vahim olduğu anlaşılmaktadır. (Sonradan ortaya çıkan ve uyandırılan Osmanlı ve Türkiye sevgisi Sancaklılar için ayrı bir ‘bela’yı (!) teşkil etmektedir.)

Böyle spesifik ve kaotik bir ortamda Sancaklı Boşnakların da dini uyanışı ve siyasi örgütlenmesi başladı. 90’ların başında Aliya İzzetbegoviç’in liderliğinde Yugoslavya’da yaşayan tüm Müslümanları (Boşnakları) temsil edecek SDA Demokratik Eylem Partisi kuruldu.

Bu partinin kurulması, yaygınlaştırılması ve popülarize edilmesinde Sancaklı Boşnakların büyük payları vardır. 1990 yılının Haziran ayında yapılan SDA’nın Novi Pazar mitingine kadar merhum Aliya’nın Bosna’daki siyasi örgütlenmesi istenen seviyede değildi. Ancak Novi Pazar mitingi bu atmosferi olumlu yönde değiştirdi.

Ayrıca Sancak’ta (ve özellikle Novi Pazar’da) yaşayan Boşnakların SDA’nın ileride yapacağı Bosna’nın diğer şehirlerdeki mitinglerine konvoylar halinde katılması dini ve milli hissiyatlarının tamamen uyandırılmasına vesile oldu.

Makalenin tamamını buradan okuyabilirsiniz.

22.01.2023

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.